Enver El Evlaki’ den ‘Ümmetin Durumu”na yönelik tespitler

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 8 Eylül 2017 | Cuma 03:03

Enver El Evlaki’nin günümüz Müslümanlarının içinde bulunduğu durumu gözler önüne seren nadir yazılarından biri olan ‘Ümmetin Durumu’ başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz.

Tevhid akide ve durum fıkhına dair ip uçlarını barındıran Ümmetin Durumu başlıklı yazısı ile sizleri baş başa bırakıyoruz..

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

 

Değerli kardeşlerim, Esselamu aleykum verahmetullahi veberakatuhu.

 

Şu anda Yemen’den sizinle konuşmaktayım.Yemen ile Pakistan arasında bazı benzerlikler var.Bu yüzden birisi hakkında konuşurken, diğeri hakkında da konuşmuş gibi oluyoruz.Her iki ülke de İslam ile güçlü bir bağa ve yakınlığa sahiptir. Her ikisi de Demokratik Cumhuriyetler olduklarını iddia ediyorlar.Her iki ülke de siyasi istikrarsızlıktan ve kargaşadan muzdarip bir haldedir.Her iki ülke de teröre karşı savaşta ABD’nin önemli ortaklarıdır.Her iki ülke de, ABD’nin insansız hava aracı saldırılarıyla egemenliğini kaybetmiştir.Her iki ülke de müslümanlara karşı Amerika’nın savaşı için askeri techizat deposu olarak kullanılmaktadır.Her iki ülke de sahtekarlar tarafından yönetiliyor. Aslında etrafımız; Ribat’tan Kabil’e kadar uysal bir nüfusa hükmeden gangasterler (çeteler) tarafından çevrili bir haldedir.

Kardeşlerim, lütfen sabredin.Ben inanıyorum ki müslümanlar olarak birbirimize samimi  bir şekilde nasihat etmeliyiz ve birbirimize karşı dürüst konuşmalıyız.Gerçekleri gizlemek kimseye   bir fayda sağlamaz. Dolayısıyla durumumuzu değiştirmek istiyorsak, oturup gerçekçi bir şekilde düşünmeliyiz.Hastalığın ne olduğuna ve bunun nasıl tedavi edileceğine karar vermeliyiz. Milliyetçilik, kabilecilik, farklı etnik kökencilik hastalığını bırakmalıyız.Farklı diller ,aramızda farklılıklara yol açabilir.Gerçekte ise, bir ümmet olarak bizim gücümüzün bir sebebi olması gerekir. Sahip olduğumuz bu çeşitlilik, sahip olduğumuz farklı geçmişler, sahip olduğumuz farklı etnik kökenler, konuştuğumuz farklı diller, bizim için bir güç kaynağı olmalı ve zayıflık kaynağı olmamalıdır.

 

Bazıları tarafından hassas olarak algılanabilecek bazı konulara değinmek istiyorum. Ama yine de bunu samimiyetle söylüyorum ki bu ;hem kendim için hem de kardeşlerim için bir tavsiyedir.Bugünkü ümmetin durumu budur;bunu değiştirmeliyiz. Tarihte her zaman bir değişim gençlere bağlıdır. Allah azze ve celle ;İbrahim aleyhissellam’ın hakkında konuştuğu gibi,  hani o ,hayatındaki o heybetli olayı, putları yıktığı zaman, Kur’an ‘da şöyle demişti: “Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrâhim denilirmiş.” [Enbiya 60]. Yani İbrahim, o sırada bir  gençti. Ve  (yine) o meşhur kıssa olan Mağara Gençleri  ki onlara bütün bir surenin adı verilmişti: Kehf suresi. İşte onlar da gençlerdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in (ilk sahabelerden)  tabiileri , onlar da gençlerdi. Bu nedenle tarihte her zaman değişimin yükü gençlerdedir.

 

Şimdi sizler;rolünüzü ve potansiyelinizi anlamak için, değişim başlatmak  için ,önce kim olduğunuzu ve nerede olduğunuzu fark etmeniz gereklidir. Kardeşlerim! İslami canlanmanın eşiğindeyiz, ve bunun için bir delil (emare) de  var. Sadece ,ümmet için ümitlendiğim veya onları ümitlendirmek için demiyorum .Ama  bunun delili var. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sahih bir hadiste şöyle diyor:”Her asır ,her yüz yıl, Allah (Azze ve celle), dinini yeniden tekrar diriltecek birisini veya birilerini gönderir. “Geriye  dönüp bakınca İslam Hilafeti ,resmen 1924 yılında yıkıldı. Yani, İslam’ın son Hilafeti Osmanlı Hilafeti, o zaman yıkıldı. O zamandan bu yana hilafet olmadı ama Batı’dan ( çok şey) ödünç aldık .Aslında biz ödünç almadık; üzerimize  bu Batılı ülkelerin konseptini almak zorlandı.

 

O zamandan beri müslümanlar olarak böyle bir siyasi ortamda yaşıyoruz.Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu (aşağıda gelen) hadisi ;Allah dinimizde ihtiyaç duyulan hususları var etmiştir. (İnsanların) dinde ihtiyaç duyduğu en önemli hususlardan biri ise yönetimdir, anlamına gelmektedir.Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle diyor:“ İslam  dininin amelleri birbiri ardına düşecek, birincisi yönetim olacak ve sonuncusu da namaz olacak. Öyleyse bu hadisi Allah’ın  dinimizde ihtiyaç duyduğumuz hususları bizim için yeniden var edeceği anlamına gelecek olursa , en önemli hususlardan biri  bizim için dediğim gibi yönetimdir.

 

Şimdi 1924’ten beri İslami yönetimi kaybettiğimiz için ,ümit ediyoruz ki ve beklentimiz de odur ki  o tarihten itibaren yüz yıl geçmeden Allah bizim için İslami yönetimi hilafet şeklinde geri döndürecektir. Bu demektir ki 2024’ten önce Allah izin verirse hilafet dönecektir. Tabi ki hiç kimse gaybı bilemez, sadece Allah bilir,ama bu anlamı hadisten çıkartabiliriz. Allah azze ve celle ,bizi yüz yıldan fazla bir süre islami yönetimsiz bırakmaz.

 

       Biz bir İslami canlanmanın eşiğindeyiz. Sadece fikri alanla sınırlı değil;yönetimde olan bir canlanma, Allah yolunda cihat alanında ve canlandırılması gereken her alanda… Cihadın, müslüman dünyasında, diriliş programının bir parçası olması gerektiği sonucuna varan  artık daha fazla müslüman var . İşgalci düşmana karşı savaşılması gerektiğini ve diktatörlere karşı savaşılması gerektiğini düşünen daha fazla müslüman var.

 

Şimdi Pakistan ve Afganistan, İslam’ın uzun ve derin tarihiyle, geniş nüfuslarıyla , konumlarıyla bu ümmetin tarihini yeniden çizen bir haldeler. Dolayısıyla şimdi nerede olduğunuzu anlamanız lazım. Odak noktasındasınız, orta sahnedesiniz. Sizin olduğunuz yer ,muhtemelen bildiğiniz gibi tarih, dünyanın bu belirli bölgesinde yapılmıştır. Dünya ; yakından izliyor ,devam eden bu istikrarsızlık ve kargaşanın tümü bunun bir yansımasıdır. Bu da değişimi getirebilmenin, istenmeyen ya da istenilmeyen sonuçlarından biridir.Bu ,kaçınılmaz olarak, kargaşa ve istikrarsızlığı beraberinde getirir.Velakin sonuçta bu  ,hepimiz için çaba sarf etmemiz gereken  bir şeydir. Şöyle diyemeyiz :”Başımıza bela almayalım. Mevcut durum öylece kalsın.”Çünkü mevcut durum berbat, bu nedenle değişim gerekiyor.

 

Şimdi, bir müslüman olarak, bu dünyadaki hayatımızın bizim için bir imtihan olduğunu görüyoruz.Ve bu dünya hayatı, hak ile batıl arasındaki bir mücadeledir. İnsanlığın tarihi de budur. Yaratılışın başlangıcından kıyamet gününe kadar, hak güçleri ve batıl güçleri varlar.Bunlar birbirleriyle mücadele ediyorlar.

Şöyle ki kardeşlerim. Sizin de kendinizdeki potansiyeli fark etmeniz lazım .Kendinize sormalısınız;”Ben ,Allah’ın İslam’ı diriltecek olanlara verdiği büyük mükâfatı alabilecek miyim? Yoksa ,etrafımdaki kardeşlerim için cennetin en yüksek makamları kendilerine ayrılırken ,ben pasif bir şekilde izleyen bir seyirci mi olacağım?”Çünkü İslam’ı bir daha canlandıranlar;hayatlarını,servetlerini , zamanlarını ve her şeylerini Allah azze ve celle’ye feda edecekler. Onlara Allah azze ve celle tarafından çok fazla mükafat verilecektir. Bu ümmetin en hayırlısı ilk ve son zamanlarıdır, çünkü bu ümmet; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile başladı ve İsa aleyhisselam’ın gelişi ile sona erecektir. Nasıl ki ümmetin en hayırlısı ,Muhammed sallallahu aleyhivesellem’in sancağı altında savaşan idiyse,  aynen böylece bu ümmetin hayırlısı da İsa bin Meryem’in sancağı altında savaşacak. Fakat bu görevi yerine getirmek için birtakım yerine getirilmesi gereken kavramlar vardır. Görüyorsunuz ki, aramızda uzun süredir yaygın olan yanlış kavramalar ve yanlış anlaşılmalar var.Bu nedenle, ihtiyaç duyduğumuz değişimi getirmek için bazı kavramlar vardır.Bunlara iyice tutunmalıyız ve iyice bunları anlamalıyız.

 

İlk kavram, İslam’ın kapsamlı bir din oluşudur. İslam namaz ve oruçla sınırlı değildir.İslam pasif bir din degildir. Kendisini bireysel amellerle sınırlayan ve “Allah’ın hakkı Allah’a ;kralın hakkı krala aittir.” anlayışına sahip olan bir din de değildir. Müslüman toplumların büyük bir kesimi , dinin  yalnızca bazı yönleriyle alakadarlar. Ancak iyiliği emredip kötülüğü yasaklama noktasında,cihad noktasında ,İslam’ın hakimiyetinde ümmeti Allah’ın hükmüne yeniden döndürmek için harekette  bulunmuyorlar.Bir başka yaygınlaşmış olan  yanlış anlamada şu;sanki İslam’ın çevremizde olan bitenlere bir sözü olmadığıdır. Bir nevi (Batı’da)  kiliseyle devletin  ayrılması gibi.

 Kardeşler, Allah’a ve dinine düşman olan bir mücrim grup, münafıklar, bu ümmetin işlerini devraldılar.  Allah’ın kanunlarını bir kenara bırakıp yerine insanların  kanunlarını koyarak,ordularını ve polislerini müslümanlara karşı bütün güçlerini  salıverdiler. Efendilerinin, Yahudiler’in ve Hristiyanlar’ın Emperyalist amaçlarını yerine getirmek için, ümmetin serveti yağma edildi, zulüm yaygınlaştı. Sizce İslam’ın bütün bunlar hakkında söyleyecek bir şeyleri yok mu?Biz Allah’a ibadet etmek için yaratıldık ve bu nedenle bütün eylemlerimizin Allah’ın emirlerine uyması gerekiyor. Allah azze vecelle şöyle diyor; “ Ve kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.”[ Maide 44]

 

İslam, hayatımızın her alanında söz hakkına sahiptir:Siyasette, ekonomide, manevi hayatta ve özel hayatta…Aile hayatıyla da alakalı, Kur’an’ın  ahkamı ve prensipleri  çoktur.Resulullah sallallahu alleyhivesellem’in sünneti de böyledir. Unutmayalım ki Rasulullah sallallahu aleyhivesellem bir devlet başkanıydı ve bir askerdi. Rasulullah sallallahu alleyhi ve sellem mescidde namaz kılan bir kimse idi, bir öğretmendi, bir hakimdi, o bir aile babası idi. O ,Allah azze ve celle’nin izniyle kanun koyandı. Çünkü biliyoruz ki Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’in her söylediği Allah’tandır. Bir sahabe Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek şunu söyler:”Kureyş benimle alay ederek şöyle diyor:[Neden onun her söylediğini yazıyorsun?]”Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle dedi: “Yaz (dedi) ve dilini gösterdi , şöyle dedi:”Nefsim elinde olana and olsun ki buradan hiçbir şey çıkmaz ki gerçek olmasın.”Bu da, ikinci kavram ile ilgilidir ki bu dünyada Allah azze ve celle’nin hükümlerini geri getirmek için mücadele ve çaba sarf etmek gerekiyor. İslam’ın kapsamlı bir din olduğuna inanıyorsak, o zaman Allah azze ve celle’nin hükmünü geri getirmeliyiz.Şeriatı hayatımızın içine geri getirmeliyiz.İslam hilafetini geri getirmeliyiz. Bunlar muhayyer bırakıldığımız şeyler değildir.Bunlar  (bilakis) bizim üzerimizdeki vecibelerdir.Hepimiz ,birlik içinde, Allah azze ve celle’nin dünyaya hakimiyetini geri getirmek için çaba  göstermek ve mücadele etmek zorundayız.“ Hüküm ise ancak Allah’a aittir. Sizin O’ndan başkasına ibadet etmemenizi emretti.”

 

       Üçüncü kavram ise itikadımızda yer alan Vela ve Bera kavramıdır. Bu itikad bir müslümanda mutlaka olması gereken bir husustur:Allah’a, Peygamberine ve müminlere karşı dostluk gösterip kafirlerden de beri olmaktır. İnsanlar ırklara, etnik kökenlere, kabilelere ve ülkelere ayrıldı.Fakat Kur’an, bizi iman eden müminler ve iman etmeyen kafirler şeklinde ikiye ayırmaktadır . İman edenler farklı etnik kökenlerine rağmen bir tek millettir ve iman etmeyenlerden ayrıdırlar.Allah azze ve celle şöyle diyor:“ Mü’minler ancak kardeştirler.” [Hucurat 10] Allah azze ve celle şöyle diyor:“ Muhakkak ki bu tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir.” [Enbiya 92] Allah azze ve celle şöyle diyor:“ Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir.” [Tevbe 71] Allah azze ve celle şöyle diyor:“ Kâfir olanlar da birbirlerinin velileridir.” [Enfal 73]Öyleyse bir Hint müslüman sizin kardeşiniz iken ;Hindu dinine mensup Pakistanlı sizin kardeşiniz değildir. Bu itikad ;akidemizin bireylerin tercihte bulunabileceği bir alanı değildir.Ancak bir müslüman için asli bir mesele olan özel ( önemli) bir konudur. Bu kavramı kapsayan ayet ve hadis sayısına bakarsanız; önemi, konunun ehemmiyeti anlaşılacaktır. Sadece bir örnek olarak;Allah azze ve celle şöyle diyor:“ Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler.Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa,mutlaka doğru yoldan sapmıştır. Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler.” [Mumtehine 1,2]

 

Bunlar Allah’ın sözleri. Allah,bize Amerika’nın niyetini, Hindistan’ın niyetini, İngiltere’nin niyetini anlatıyor.Onların niyetleri ,sizin üzerinizde güç kazandıkları takdirde sizi düşman olarak  darp etmek ve ellerini ,dillerini size  kötülükle uzatmaktır.Ve sizin inkar etmenizi isterler. İstedikleri şey bu.Bunlar müslümanların ,dinin kısımlarını bırakmalarını istiyorlar.Şeriatı sevmiyorlar, Allah yolunda cihadı sevmiyorlar. Onlar Vela ve Berayı sevmiyorlar. Bizden, dinimizin bu kısımlarını değiştirmemizi istiyorlar. Onlara bunu yapmalarına izin mi vereceğiz?  Şimdi bu zikrettiğimiz ayet Yahudiler ve Hristiyanların hakkındadır. Allah ,geleceğimizin büyük bir kısmını onlarla savaş halinde geçireceğimizi bildiği için ;bizi onlar hakkında uyarıyor.Allah azze ve celle ,tarihimizin uzun bir bölümünün onlarla çatışma halinde olacağını biliyor. Allah azze ve celle şöyle diyor:“ Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” [Maide 51]Şimdi hükümetlerimiz Batı’nın kuklası olmuş, Batı’nın kirli işlerini yapıyorlar. Hapishaneler dolu halde.Müslümanlar  , ABD’nin onlara verdiği emir yüzünden,hükümetleri tarafından kendi topraklarında öldürülüyor. Ve bu  hükümetlerin ,Amerika’nın kuklası olduğunu haklı göstermek  (ispat etmek) için  kullandığı bahane ise “ülkemizi korumak için bunu yapmamız gerekiyor.” Ancak bu mazeret Allah tarafından kabul edilmez. Allah şöyle diyor:“İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz.” [Maide 52] .Bu hastalık nedir? Nifak hastalığı , münafıklık  ve kafirin ordularından korkuyor olmalarıdır. Bize bomba atacaklar diye korkuyorlar. Allah azze ve celle şöyle diyor:” Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.”[Maide 52] Yani Allah, müslümanlarla savaşan bu ülkeleri cezalandırır.Veya Allah onlara karşı bir fetih veya bir hüküm getirecektir:Onların ekonomisini zayıflatacak bazı felaketler ya da aralarında ayrılığa düşme gibi.Biz bilmiyoruz Allah azze ve celle neyi getirecek.Çünkü kainatta her şey Allah için bir asker olabilir. “Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez.” [Muddessir 31] Allah şöyle diyor: “Bu münafıklar “(onlar) içlerinde sakladıklarından (nifaktan) pişmanlık duyarlar.” [Maide 52]

ABD’yle beraber durdukları için pişman olacaklar.Müslümanlara karşı durdukları için pişman olacaklar.Dünyada ve ahirette pişman olacaklar. Herhangi bir hükümet için Amerika’ya bugün herhangi bir destek vermede mazeret yoktur.Bunu yapan herhangi bir hükümet ise münafıklar hükümetidir ve bunların devrilmesi gerekiyor. Tevekkül hakkında konuşuyoruz. Allah’a olan güvenimizden konuşuyoruz.Eğer gerçekten Allah’a güvenseydik biz, Allah’ın düşmanlarını reddettiğimizi ilan ederdik ve yalnız onun yardımına bağlı kalırdık. Sonra da Allah’ın bize verdiği kaynakları kullanır ve buna dayanırdık.

Bu ümmet güçsüz değil! Bu ümmet güçlüdür! Nüfusu açısından, verimli toprak ve zengin petrol kaynakları açısından Allah azze ve celle’nin müslümanlara verdiği önemli bir yere sahip. Ayağa kalkmalıyız ve birleşmeliyiz . Allah azze ve celle’nin kitabını ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini takip etmeliyiz. Doğuya veya Batı’ya ihtiyacımız yok. ABD ve BM’ye ihtiyacımız yok. Biz Allah’a güvenirsek, O bizim için yeterlidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke’de yalnızdı ve Allah onu korudu. Medine’de etrafı çevriliydi ve zafer ona (Allah tarafından) verildi. Ondan önce, Musa aleyhisselam ,zamanının en güçlü ordusu Firavun’un ordusuna karşı çıktı ve ona zafer verildi. Ebu Bekir radıyallahuanh ,mürtedlerle çarpıştı ve kazandı. Sonra, gününün iki süper gücü olan Pers İmparatorluğu’na ve Roma İmparatorluğu’na karşı savaştı; birbiri ardına değil ,ardarda savaşarak onlara karşı kazandı.

Biz güçsüz değiliz; biz güçlüyüz, fakat imanımız zayıf. Sorunumuz bu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle diyor:”Biriniz Allah için severse, Allah için nefret ederse ,Allah için verirse ve (vermemesi gerektiğinde) Allah için vermezse ancak o zaman imanınızı tamamlamış olursunuz”. Bir mümin Allah’a teslim olup ona bütün kalbiyle güvenirse  işte bu onun hakiki imanı olur. Bir müminin kalbindeki her şey Allah azze ve celle’yi razı etmek için  olduğu zaman işte o zaman gerçek imana ulaşmış olur. Bir kimseyi;bana iyi davranıyor diye değil Allah için sevmelisin. Bu kişinin bana dünyevi bir faydası olduğu için değil, onu bir müslüman olduğu için sevmeliyim.Çünkü o bir müslüman.Çünkü o mümin, çünkü o Allah azze ve celle’ye yakın, o yüzden onu Allah rızası için seviyorum, diye düşünmeliyim . Ve Allah için nefret edeceksin.Birinden nefret ediyorsan bana karşı olduğu için değil, bana zarar verdiği için değil, sana dünyevi bir zarar verdiği için değil, ancak bu kişi Allah azze ve celle’nin emirlerinden çok uzak olduğu için, ondan nefret etmeliyim,diye düşünmelisin.Allah rızası için verirsin.Dünyada kendisinden kazanç elde etmek için veya bir faydası olsun diye vermezsin.Ama Allah azze ve celle’nin rızası için verirsin. Çünkü o kişinin ihtiyacı vardır.Çünkü o kişi fakirdir.Çünkü Allah azze ve celle’den mükafatını beklersin. Vermediğin zaman da Allah azze ve celle’nin rızası için vermezsin. Bu da imanın hakiki kemal seviyesidir. Bu seviyeye ulaşıncaya kadar kamil imana sahip değilsindir.Amacınız, Allah azze ve celle’nin rızasını kazanmaktır. Bakış açılarınız, size şöyle söylüyor:” Ben bunu seviyorum ;çünkü Allah  bunu seviyor.Ben bunu sevmiyorum ;çünkü Allah bunu  sevmiyor.” Kaç tanemiz bu seviyedeyiz? Mücadele etmemiz gerek, mücadele etmemiz gerek, bu seviyeye gelmek için.

      Dördüncü kavram.Bu da insanların konuşmaktan hoşlanmadığı bir şey olan cihaddır. Özellikle de  bedensel cihad. Cihad ,kıyamet gününe kadar devam edecektir.Bu Rasulallah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözüdür.Dün cihad vardı, bugün cihad var ve yarın da cihad  var olacak. Bu ;Batı’nın duymak istemediği ve hoslanmadığı bir şeydir.Hükümetlerimizin de duymak istemediği ve hoslanmadığı bir şeydir. Fakat  cihad İslam’ın bir parçasıdır. Kur’an’da yüzlerce ayet var bu konu hakkında.Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzlerce hadisi var bu konuda .Ki biz bütün bunları bir  kenara bırakamayız. Müslümanlar olarak, Allah azze ve celle’nin ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bizden  istediği her şeyi yerine getireceğiz. Çünkü bu dünyada yaşıyoruz.Bu dünya ise ahirete giden bir köprüdür.Biz ,bu dünya için yaşamıyoruz .Çünkü bu dünyada ne var ki? Çok kısa bir hayat. Bize verebileceği şey çok sınırlı. Cennetten haberdar olan ve cehennem ateşinden haberdar olan bir müslüman olarak,  dünyayı amaç edinmek hiç de  mantıklı değil. Yönümüzü bu dünya hayatıyla sınırlandırmamız ,bu dünyada yaşamak uğruna hiç de mantıklı değil. Savaşı dışlamak için cihadın anlamını bozmaya çalışan kişileri unutun. “Şimdi cihad zamanı değil ;çünkü zayıfız.” gibi  söyleyen kimseleri unutun. Onları terk edin ve kendi kurtuluşunuz için Allah azze ve celle’ye karşı görevinizi yerine getirin. Allah azze ve celle şöyle diyor: “ Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.” “ Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! (Diğer insanlarin söylediklerini unut) .Mü’minleri de savaşa teşvik et (Onları cihada teşvik et). Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar.” [Nisa 84]

       Böylece Allah, “inkâr edenlerin gücü” diyor.Çünkü onları ordularıyla beraber görürsün ki onlar  güç içinde gelirler.Güçlü uçaklarla, okyanustaki taşıyıcıları, askerlerinin yüksek teknoloji silahları ve gelişmiş füzeleriyle varlar.İşte bu da güçtür!Peki, onların güçlerini nasıl zapt edeceğiz? Müzakerelerle mi?  Davamızdan vazgeçerek mi? Teslim olarak mı? Onları razı  etmek adına onların her istediklerini yaparak  mı? Allah azze ve celle Kur’an’da cevabı bize veriyor: “Allah yolunda savaş! Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü ve cezası daha çetindir.” [Nisa 84]

 

        Kardeşlerim!Kur’ân-ı Kerim’e geri dönersek, tüm bunların  cevaplarını buluruz.Ancak sorun şu ki, arzularımızın izinden gidiyoruz, nefsimize uyuyoruz.Biz ,kendimizin doğru ve yanlış olduğuna  inandığımız şeylerini takip ediyoruz.Yani Allah’ın bize doğru ve yanlış olduğunu söylediklerini değil.Kardeşlerim, bugün savaşmayacaksak, ne zaman savaşacağız? Müslümanların toprakları işgal edildi,zulüm yaygın hale geldi, Kur’an’ın hükümleri ihmal edildi. Cihad etmek için bugünden daha iyi bir  zaman var mı?“Hem size ne oluyor da Allah yolunda savaşmıyorsunuz ve: «Ey bizim Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar, tarafından bize bir sahip gönder ve yine tarafından bize bir yardımcı gönder.» diye yalvarıp duran o ezilmiş erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda savaşmıyorsunuz?”Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize hastalığı söylüyor , tedavisini de söylüyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle diyor: “İyne ile (bir ticari işlem türü) meşgul olup ,tarım ile meşgul olduğunuzda  ve ineklerin kuyruklarına yapıştığınız zaman(yani dünya ile meşgul olduğunuz anlamına gelir) ve Allah yolunda cihadı  terk ettiğinizde , Allah sizi zelil kılar ,dininize geri dönünceye kadar da bu zilleti  üzerinizden kaldırmaz.” Bu hadis hakkında bir  düşünün. Bize kendi durumumuzu anlatıyor. Dünya ile meşgulüz.Biz ineklerin kuyruklarına yapışmış bir haldeyiz. Biz Allah yolunda cihadı da terk ettik.Bu yüzden de biz şimdi zillet altındayız .Bu zillet  üzerimizden;teknoloji yoluyla kaldırılmayacak, mühendis ve tıp doktoru olmak suretiyle de  kaldırılmayacak. Dünyevi bilgiyi elde etmemeyi kastetmiyorum, ama söylediğim şu ki kurtuluşumuzu bunlara bağlamamalıyız. İçinde bulunduğumuz bu durumun çıkış yolu olduğunu düşünmemeliyiz. Yol;Allah’ın dinine geri dönmektir.

        Son olarak, bu kavramları tekrar size hatırlatarak bitireceğim. İlk kavram, İslam dininin kapsamlı bir din oluşudur.İkinci kavram, Allah’ın hükmünü topraklarımıza yeniden hakim kılarak şeriatı geri getirmektir. Üçüncü kavram, vela-bera akidesine sahip olmaktır. Dördüncü kavram ise cihad yolu  ve cihadın kıyamet gününe kadar devam edecek oluşudur. Allah’ın bize hissettiğimiz her şeyde fayda sağlaması için ona  dua ediyorum. Allah’tan hepimizi affetmesini niyaz ediyorum ve Allah’tan bu ümmeti birleştirmesini ;bu ümmetin zafer kazanmasını diliyorum. Allah’tan bize cennet vermesini niyaz  ediyor; O’na cehennemden de  sığınıyoruz.

Vesselamu aleykum verahmetullahı veberekatahu…                                                                                                                                                                       ENVER EL EVLAKİ
Çeviri: Ebu Ubeydullah Avusturali

Gizlenecek yazı,link veya diğer şeyleri buraya yazın.

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.