Said Nursi’nin öldüğünü duyan Melekler ağladı!

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 1 Ocak 2018 | Pazartesi 04:01

Yeni Asya’dan Misbah Eratilla, “Melekler onu alkışladı” başlıklı yazısında Mehmet Kayalar abilerinin Said Nursi’nin ölümü anında Meleklerin gelip ağladığı, alkışladığını görüp haber ettiği gibi Kur’an ve sünnete aykırı yalan ve dini hurafeye boğan bir anlatımda bulundu.

Nurcuların Melek inancı ile Hristiyanların Melek inancı birebir örtüşüyor

Sorduğunuz takdirde Risalei Nur’ları okuduktan sonra İslam’ı öğrenmek ve yaşamak için başka kaynağa gerek yok deyip caka satan Nurcuların her tarafından Yahudi ve Hristiyan ritüellerinin dökültüğünü üzülerek görüyoruz.

Risalei Nur okumaktan Kur’an okumaya vakit bulamayan Nurcu bir gazete ve yazarı Yahudi ve Hristiyan inancına uygun bir şekilde Said Nursi’nin ölümüne Melekleri alet edip duygu sömürüsü yaptı.

Anlatıma bakılırsa Melekler, tıpkı insanlar gibi akıl ve iradesi olup bağımsız hareket edebilen, insanlar gibi göz yaşı dökebilen birer varlık…

Yine anlatım şekline bakılırsa Said Nursi’nin tabiileri o kadar üstün, basiret ve firaset sahipleri ki Allah Resulü vefat ederken ağlamayan melekler Said Nursi’ye ağlıyor; sahabeye görünmeyen Melekler yine aynı şekilde Said Nursi’nin talebelerine görünüyor.

İşin tuhaf tarafı Misbah Eratilla’nın YeniAsya’da yayınladığı bu yazı Risale okumaktan gözleri kızaran Nurcuların nasıl bir Melek algısına sahip olduklarını da gösteriyor. Nurcuların melek algısı ile Hristiyanların Melek algısı örtüştüğüne göre ortaya çıkan gerçek şu ki: Risalei Nur asla Kur’an ile örtüşmüyor. Her ne kadar Nurcular Risalei Nurları Kur’an’ın tefsiri olarak görselerde Risalei Nurların Kur’an ile taban tabana zıt yönlerinin olduğu açıktır.

Misbah Eratilla’nın anlatımına göre Melekler tıpkı Hristiyanlıkta olduğu gibi, “Akıl ve İradeleri olan, ağlayan, alkış tutan, istedikleri an istedikleri yerde bulunan varlıklar.” Oysa Kur’an’da anlatılan Melekler, “Akıl ve iradeden yoksun, nurdan yaratılmış ve sadece Allah’ın emirlerini yerine getiren varlıklar” olarak tanımlanmaktadır.

“Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.” (Hicr, 8)

“Ve melekler: ‘Biz ancak, Rabbinin buyruğuyla ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve aralarındaki herşeyimiz O’nundur, yani O’nun emrine tabidir ve Rabbin asla hiçbir şeyi unutmaz.” (Meryem, 64)

“Onlar (Melekler), söz ile O’nun (Allah’ın önüne) geçmezler. Ve onlar, O’nun (Allah’ın) emriyle amel ederler.” (Enbiya, 27)

Yeni Asya’dan Misbah Eratilla’nın o tuhaf yazısı:

Seksen küsur yıllık ömründe dünya zevki namına bir şey tatmayan, hayatını insanlığın ebedî kurtuluşu ve saadeti için feda eden Bediüzzaman Hazretleri 23 Mart 1960’ta Urfa’da vefat eder.
Bediüzzaman Hazretleri’nin cenazesine izdihama varacak kadar büyük bir kalabalık katılır. O gün cenaze merasiminde gözlerde yaş, dudaklarda duâ eksik olmaz.

Gökyüzünde biriken kara bulutlar, döktüğü yağmur damlarıyla Bediüzzaman’ın yasını tutar. Bediüzzaman’ın talebeleri onun ölüm haberini aldıklarında memleketin dört bir yanından anne veya babası ölen bir çocuğun telâşı içinde cenazeye yetişmek için yollara düşer.

Cenaze, Urfa’nın sokak ve caddelerini dolduran kalabalığın omuzları üzerinde Halil-ür rahman Cami Dergâhı’nda açılan mezara getirilir. Defin işleri kısa süre içinde biter ve kalabalık sükûnet içinde dağılır. Herkes dağıldıktan sonra Bediüzzaman’ın mezarı başında gözyaşları sel olup akan, yetim ve öksüz kalan has talebeleri kalır. Talebeler Bediüzzaman’ın mezarı başında ona Cevşenden duâlar okuyarak acılarını dindirmeye çalışırlar. Bu arada Bediüzzaman’ın ayrılık acısı, yüreğini dayanılmaz bir derecede yakan has talebelerden Mehmet Kayalar mezarın başına bir taş gibi çömelir ve gözyaşları içinde parmaklarıyla Bediüzzaman’ın mezar taşına dayanır. Mehmet Kayalar ayrılığın verdiği hüzün içinde bir müddet başı önünde hüzün dolu gözyaşlarını yeni kazılmış toprağa döker. Mehmet Kayalar bir an sakinleşir, başını yukarıya doğru kaldırır ve hemen yanı başında ayakta el pençe duran Mustafa Sungur’a döner. Mehmet Kayalar nemli gözlerle Mustafa Sungur’a: “Sungur kardeşim, gördün mü?” der. Mustafa Sungur şaşırmış bir yüz ifadesi ile: “Neyi?” der. Mehmet Kayalar: “Az önce Münker ile Nekir mezara geldi ve Üstad’a “Men Rebbuke” diye soru sordu. Üstad Hazretleri zamansız olarak altı bin sayfalık Risale-i Nurun bütün hakikatiyle onlara cevap verdi. Bu cevap üzerine ise gökyüzündeki bütün melekler Üstadı alkış tufanına tuttu.” der. Mustafa Sungur’un bu anlatılandan sonra gözyaşları daha da artar ve neyi kaybettiğini dahi iyi anlar.

Kaynak: Dinihaberler.com

Gizlenecek yazı,link veya diğer şeyleri buraya yazın.
Anahtar Kelime: , , , , , ,

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.