Tahriru’ş Şam liderlerinden Şami: Türkiye ile dengeli ilişkiler geliştirmek istiyoruz

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 14 Eylül 2017 | Perşembe 23:36

Tahriru’ş Şam Heyeti liderlerinden Ebu Abdullah eş Şami, grubun eski üyelerinden Hüsam el Atraş’ın kendileriyle ilgili çeşitli iddialarına cevap verdi.

Tahriru’ş Şam’ın üst düzey liderliğini ve özellikle grubun askeri lideri Cevlani’yi hedef alan açıklamalar, İran ve Türkiye gibi ülkelerle ilişkiler, grubun karar alma şekilleri ve lider kadrosundakilerin dini anlayışları üzerinde yoğunlaşıyordu.

Daha önce Tahriru’ş Şam Heyeti içerisinde olan Hüsam el Atraş, İdlib’in Suriye Geçici Hükümeti’ne teslim edilmesi gerektiği yönündeki sözleri nedeniyle mahkemeye sevk edilmiş, ardından grupla ilişiği kesilmişti.

Grupla ilişkisinin kesilmesinin ardından sosyal medyada Tahriru’ş Şam’a karşı kampanya başlatan Atraş, dış ülkelerle ilişkilerden muhalif grubun lider kadrosundaki kişilerin dini anlayışlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede ilginç iddialarda bulundu.

‘İddialar yalan ve iftiralardan ibaret’

Atraş’ın iddialarına karşı yayınladığı yazıda cevabını iki noktada özetleyen Ebu Abdullah eş-Şami, Hüsam el Atraş’ın sözlerinin yalan ve iftiralardan ibaret olduğunu söyledi. İddiaların bilinçli olarak gündeme getirildiğini ifade eden Abdullah eş Şami sözlerini şöyle sürdürdü:

“Abartma, tahrif, sözlerin konu akışından kesilmesi sözleri yalan, tezvir ve iftiradan çıkarmayacaktır. Eğer bu kişi Hey’et hakkında söylediği yalanların doğru olduğuna inanıyorsa, bu durumda bu, meclis emanetine ihanet ve sırların ifşa edilmesidir. Bu kişinin karalama amacıyla yalan ve uydurmaları, uşaklık, Batınilik vb. ithamlara kadar varmıştır.”

‘Dış devletlerle dengeli ilişkiler geliştirilmeli’

Atraş, Tahrir’uş Şam’ı hedef alan açıklamalarında muhalif grubun İran ile görüşmesine rağmen Türkiye ile ilişki kurmaktan kaçındığını öne sürmüştü. İddiayı yalanlayan Ebu Abdullah eş Şami ise, Atraş’ın iddiasının aksine, grubun kuruluş amaçlarından birinin diğer ülkelerle diplomatik ilişkiler geliştirmek olduğunu söyledi.

Diğer ülkelerle olan ilişkilerin ‘bağımlılık‘ olmadan sürdürülmesi gerektiğini belirten eş-Şami sözlerine şöyle devam etti:

“Hey’et’in yapısının üzerine tesis edildiği temellerden birisi, diğer ülkelerle dengeli ilişkiler geliştirmekti. Bundaki öncelik ise, Şam’da cereyan eden olaylardan etkilenmesi bizim de orada olanlardan etkilenmemiz hasebiyle Türkiye idi. Biz hiçbir zaman diğer ülkelerle, ‘bağlılık’ olmadan devrimin, cihadın ve Ehli Sünnet’in maslahatlarına hizmet eden ilişkiler kurulmasının bir hata olduğunu söylemedik. Bilakis bu, kapalı olmayan bir meseledir”

Abdullah eş Şami, Atraş’ın sosyal medyadan paylaştığı iddialarla ilgili olarak uzunca bir yayı yayınladı.

Tahriru’ş Şam liderlerinden Ebu Abdullah eş-Şami’nin “Mubahale, ahlaki düşüklüğün ilacı değildir” başlıklı yazısı:

Hamd Allah’a mahsustur. Resulullah’a, ailesine, sahabelerine ve Onu veli edinenlere salat ve selam olsun.

“Sırların ifşası” dizisinin yeni bölümüyle ilgili Husam Atraş’ın “Şahitlik” adı altında yayınladığı sözlerine muttali oldum.

Husam’a reddiyemi iki hususta özetlemek istiyorum:

Birincisi: Sözlerinin genelinin doğruluktan bir dayanağı bulunmayan yalan ve iftiraların ötesine geçmeyen sözler olduğunu gördüm. Abartma, tahrif, sözlerin konu akışından kesilmesi sözleri yalan, tezvir ve iftiradan çıkarmayacaktır. Eğer bu kişi Hey’et hakkında söylediği yalanların doğru olduğuna inanıyorsa, bu durumda bu, meclis emanetine ihanet ve sırların ifşa edilmesidir. Bu kişinin karalama amacıyla yalan ve uydurmaları, uşaklık, Batınilik vb. ithamlara kadar varmıştır.

İkincisi: Hüsam’ın bizim sırlarımızı açması ve hakkımızda yalanlar uydurmasına rağmen bizler -hücum yeleğimizde çokça bulunmasına rağmen- sırlarını açarak Onun seviyesine inmeyeceğiz. Çünkü bizler meclislerin emanetine ihanet etmeyiz, sözleri yerlerinden saptırmayız.

Bundan sonra detaya girerek şunları belirtmek isteriz: Hey’et’in yapısının üzerine tesis edildiği temellerden birisi, diğer ülkelerle dengeli ilişkiler geliştirmekti. Bundaki öncelik ise, Şam’da cereyan eden olaylardan etkilenmesi bizim de orada olanlardan etkilenmemiz hasebiyle Türkiye idi. Biz hiçbir zaman diğer ülkelerle, ‘bağlılık’ olmadan devrimin, cihadın ve Ehli Sünnet’in maslahatlarına hizmet eden ilişkiler kurulmasının bir hata olduğunu söylemedik. Bilakis bu, kapalı olmayan bir meseledir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve raşid halifelerinin siretinden çıkarılan şer’i siyaset de buna delalet etmektedir. Bu konuda dikkat çekilen husus, dış devletlerle, ‘bağlılık’ üzere ilişki kurulmasının ayrı tutulmasıyla (ki bu herkesin kabul ettiği bir meseledir) nasıl olursa olsun ‘bağlılığın’ (bu da kesinlikle kabul edilmeyen bir durumdur) birbirinden ayrı tutulmasıdır.

Geçenler üzerine, cihadımıza ve devrimimize etki etmeyecek şekilde bazı devletlerle ilişkiye geçilmiştir. Bundan hareketle, Hüsam’ın sorusuna cevap olarak: Türkiye ile ilişki kurmak suç mudur? Cevap kolaydır: Bahsettiğimiz şekil üzere bir ilişki kurulması suç değildir.

İran ile ilgili olan meselenin ise Hüsam’ın bahsettikleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Hatta şeyh Cevlani Hey’et ile İran arasında görüşmenin esirler hakkındaki dosyayla ve birde -yalnızca Hey’et ile sınırlı olamayıp tüm gruplarıyla Ceyşul-Feth’in gözetiminde yürütülen- “Beş belde ittifakı” ile sınırlı tutulmasını istiyordu.

Hey’et’i uşaklıkla ilintili töhmetler arasında İran ile ilişkiler kurmakla itham eden kimsenin, mubahele adı altında pehlivanca gösterilere giderek karışıklığa gitmeden bunu ispat etme yükümlülüğü vardır.

Îs tepesinde ve etrafında, bizimle İran milisleri arasında olanlar, Hüsam’ın ve bizi İran uşaklığıyla itham eden diğerlerinin iddialarını bozacak tanıklıktadır. Bununla birlikte bu kimseler, ihanetle ve kanlar ve ödenen bedeller üzerinden ticaret yürütmekle nitelendirilebilecek Cenevre, Astana vb. toplantılarını görmezden gelmektedir.

Türkiye ile İran arasını ayırmayan kimse, akılsız kimsedir.

Ey Hüsam! Şeyh Cevlani’nin bir aydan daha kısa bir süre içerisinde senin katında dost ve arkadaş olmaktan Bâtıni bir uşak olmaya dönüşmesi, insafsızlığın delildir. Eğer, ‘biz onun hakikatini bilmekle birlikte ona sevgi gösterisinde bulunuyorduk’ dersen; kendi hakkında münafıklık yaptığın yargısında bulunmuş olursun.

Şura üyelerinin ‘görüntü’ olarak nitelenmesine gelince, ben şurayı bundan tenzih eder ve bu sözlerin Hey’et’in düşürülmesi istenilerek karalama siyakında geldiğine dikkat çekmek isterim. Özellikle de, Atraş’ın daha önce yaptıklarıyla bir netice alamamasından sonra. Eğer şura görüntü ise, Zenki’nin üyeleri de görüntü müydü, yoksa onlar hakiki şura mıydı? Eğer gerçekten şura iseler, Hüsam’ın çelişkisi ortaya çıkmış olmaktadır. Eğer görüntü iseler, görüntü olan bir kimsenin bu meseleler hakkında konuşma hakkı olmaz. Diğerlerinin onlar karşısında bir görüntü olduğunu ise akıllı bir kimse tasdik etmekten utanır. Bunu söyleyenin çelişkisine şu yeterlidir: Bunun bir gereği, şurayı teşkil eden diğer grupların haricinde sadece Zenki’ye karşı şecaat ispatında bulunması gayretinin olmasıdır. Hüsam muhacirleri söylenip durmakta; şeyh İbrahim Türkistani şurada sadece bir görüntü müdür? Diğer üyelerle ilgili daha fazla örnekler vermeyeceğim.

Sonra senin nitelemene göre şura nasıl görüntü olabilir; -senin de zikrettiğin üzere- Cevlani Ahrar’ın kaldırılması, Dürzilerin, Alevilerin, Hristiyanların idare projesine çağrılmaları, İran’la ilişkiler kurulması vb. iftiraları sizinle istişare ediyor! –Eğer doğruysa- görüntü bir şura ile bu meseleler mi konuşulur? Bunlar doğru olmamakla birlikte, senin çelişki ve iftiraların doğrudur.

Hüsam’ın, isimlerin bilinmemesi gerekçesiyle karalamaya gitmesinin ise hiçbir değeri yoktur. Komutanların birçoğu isimleri ve yüzleriyle tanınan kimselerdir. Bazılarının ismini bilip bazılarının bilmediği kimseler olabilir. Eski oluşu ve geçmişiyle bilinip isimlerden daha fazla tanınanlar da bulunmaktadır. Bazılarının isimlerinin bilinmemesi şu andaki vakıamızda etki edecek bir vasıf değildir. Sonra, o şahsı yakından tanıyıp, onunla muameleye girip, dinini, ahlakını, öncülüğü ve geçmişini bildikten sonra isimlerin araştırılmasının ardında aranan şey nedir?

Sonra, Ebu Ahmed hakkında imalarda bulunmaktan hayâ etmiyor musun; Ebu Ahmed, Allah’ın kendisini kurtarmasıyla birlikte bazı hayırlı kardeşlerin katledildikleri koalisyon bombardımanına maruz kalmış birisidir? Özellikle de, sen Hey’et’te Onunla birlikte çalışanlardandın; Onu yakından tanıdın, Onun isabet aldığını ve yaralandığını kendi gözlerinle gördün, Onun dinine bağlılığını ve ahlakını bildin!

Kardeş Ebu Mariye hakkında, ‘Irak’ın tüm komutan ve şer’ilerinin istihbarattan olduğu’ genellemesi, yalan bir genellemedir. Bundan ilk çıkacak olan kimseler, Ebu Enes eş-Şami ve Ebu Musab Zerkavi şeyhleridir. (Allah her ikisine de rahmet etsin) Bunların dışında daha birçokları bulunmaktadır, şeyh Cevlani ise onlardan sadece birisidir. Acaba Hüsam onların hepsini uşak ve istihbarattan mı görmektedir? Şeyh Ebu Mariye bu komutanlardan birisi olduğuna göre, O da uşak ve istihbaratlardan birisi olmalıdır. Bu durumda bir casustan nakilde bulunmak nasıl doğru olabilir? Ya da söz doğru değildir; bu durumda Ebu Mariye buradadır, ona sorun.

‘Ebul-Yakzan’ın Sisi taraftarı olduğu, ara ara Nur partisini (Hizbun-Nur)  ziyaret için Mısır’a gittiği’ ithamı ise, Ebul-Yakzan’a karşı zalimce bir ithamdır. Bununla birlikte Atraş’ı, -kaçanların ve çığırtkanların yöntemi üzere lanetleşmeye çağırmayacağız; Onu mahkeme yoluyla bunu ispata çağırıyoruz. Eğer sabit olursa –ki bu çok uzak bir şeydir- bizler Ebul-Yakzan veya başkaları hakkında uygun olan hükmün tatbik edilmesinden geri durmayacağız. Ancak bunun bir yalan olduğu sabit olursa, Ebul-Yakzan’ı Sisi taraftarı olmakla niteleyen Hüsam ve diğerleri iftiraları üzere muhakeme olunmaya hazır mıdır?

Bununla birlikte, bizimle Ahrar arasında cereyan eden savaş döneminde kardeşimiz Ebul-Yakzan’dan sadır olanların hata olduğunu tekrar belirterek bazı yüksek sesli kimseler tarafından meselelerin birbirine karıştırılmamasını isteriz.

Gazzi’nin ‘Filistin cihadını terk etmesi’ ithamı ise, sıkıntılar içerisinde olan kimseleri bile güldürecek bir ithamdır. Zira ne zaman bir cihad sahasından diğerine intikal edilmesi itham nedeni olmuştur? Sonra, herkeste bilmektedir ki, bugün Şam’da yürütülen cihad Filistin’de var olan cihadın yapısından farklıdır. Filistin vb. yerlerden Şam’a intikal edenlerin hükmü bu ise, bu hükümde genellemeye gidilmesi doğru mudur? Bu durumda Filistin’de Hamas’tan ve başkalarından, oradaki Müslümanlarla Yahudiler arasındaki cephelerin soğuması üzerine Nusayrilere karşı cihad etmek için Şam’a geçenler ne olacak? Allah’tan, bizlere, Filistin’deki ve tüm mekânlardaki Müslümanlara yardım etmesini diliyoruz.

Hüsam’ın, Amerika’nın Şam’daki mücahidlerin seçkin komutanlarının katlini şeyh Cevlani’ye yüklemesine gelince; bu, maalesef Amerikalıların bile akıllarına gelmeyecek bir şeydir! Zira onlar bu komutanları kimin öldürdüğünü çok iyi bilmektedirler. Aramızda Atraş’ın yöntemiyle düşünenler olduğu sürece bizi hafife almayı ve bizimle alay etmeyi sürdüreceklerdir.

Bizimle Ahrar arasında meydana gelen savaş ise, burada uzun uzadıya anlatılabilecek bir konu değildir. Lakin uzak yakın herkes bilmektedir ki, Sermede ve Dana bölgelerine baskınlar düzenleyerek saldırıları ilk başlatan Ahrar olmuştur. (Konunun detayları bulunmaktadır.)

‘Şeyh Cevlani’nin, Ahrar’ı bitirmek ardından sivil bir idare oluşturmak için Dürzilerle, Hristiyanlarla ve Alevilerle oturmak istemesi’, mubaheleye ihtiyaç duymayacak apaçık bir yalandır; zira bunun yolu mahkemedir. Bu münasebetle, Hüsam’ı bu büyük iftiradan ötürü mahkeme olmaya çağırıyoruz.

Onun bu sözlerini yalanlayan en az iki durum bulunmaktadır:

Birincisi: Şeyh Cevlani’nin, Ahrar’ın bizimle birlikte tüm projelere katılmasına olan yoğun isteğidir. Gecikme her zaman Ahrar tarafından geliyordu.

İkincisi: Fırsat eline geçtiğinde şeyh Cevlani’nin Ahrar’ı tamamıyla bitirmemesi, Ahrar’ın bitirilmesinin bizim hedefimiz olmadığına delalet etmektedir.

Benim şeyh Cevlani’den bahsetmemin nedeni, Hüsam’ın eleştirilerini ona yoğunlaştırmasıdır. Aksi halde Hey’et’in genel emiri şeyh Ebu Cabir’in (Allah Onu korusun) tutumu da aynıdır.

Ey Hüsam! Komuta kademesinin uşaklığını kesin olarak anladığını söylüyorsun! Tüm komuta kademesini mi kast ediyorsun? Şeyh Ebu Cabir, Cevlani, şura ve şer’i meclisi? Yoksa bunların hepsi, senin mezhebinde olduğu üzere ‘görüntü’ müdür? Herhalde komuta kademesini şeyh Cevlani’nin şahsıyla sınırlaman, seninle birlikte diğer orkestra ekibinin karalamalarını ona yoğunlaştırmak içindir.

Ey Hüsam! Seni sınamak için Allah’ın seni yücelttiği konuma bir bak; sonra da kendi kendini indirdiğin konuma bir bak! Sonra bir düşün, neredeydin, nereye geldin? Kendimiz için de senin için de Allah’tan afiyet diliyoruz.

Eğer bizi yerenler, Hey’et’in senin gibi birisine yer açtığından ötürü yererlerse; bu hususta, ‘bizim hakkımızda sen Allah’tan korkmazken bizim senin hakkında Allah’tan korkmamız’ yeterdir.

Şeyh Cevlani’yi, ‘Ahrar ve mücahidleri bırakıp kâfirlerle oturmakla’ ithamına gelince; bu hususta sana, bizimle Ahrar arasındaki savaştan sadece birkaç gün önce sizin yanınızda olan celseyi hatırlatırım; tam olarak Tel Tukan probleminde. Başlangıçta bir gerginlik olmuş olsa da, -Ahrar’ın yeni saldırıları olmamış olsaydı- anlaşma ve çözüm yolu belirlenmesiyle sonlanan celseyi.

Cevlani’nin şurada Ahrar’ın bitirilmesi görüşünü sunmasında, senin demene göre, siz bunun önündeki engel olmuşsunuz. Seni, bu iddianın doğru olmadığı hususunda uyarırım. Ahrar’ın birçoğunun bu hususta seni doğrulayacağına da inanmıyorum.

Sonra, bu sızdırmalarında şahitliğini tescillediğine inanıyorsan, iyi bil ki, -söylediklerinin doğru olduğunu farz edecek olsak bile- sırların ifşa edilmesi sahibinin kişiliğini düşürür. Bundan sonra herkes sızdırma ve -bugün bir işi olmayan iflas etmiş kimselerin iddialarda bulundukları üzere- şahitlikte bulunacağı korkusuyla onun karşısında konuşmaktan korkar.

Ben, konumunun eylem konumundan Twitter analizcisi konumuna geçtiğini gözlemlemekteyim.

‘Karmati ve Bâtıni mezhebi üzere zinayı helal görmemize’ gelince; bu, Hüsam’ın mahkemesiz kurtulamayacağı bir iftiradır. Kendisini iftiraları üzere mahkeme ve hesaba hazırlasın.

‘Zenki’nin Hey’et’ten ayrılmasının nedeninin, şeriatı hâkim kılmak olduğuna’ gelince; bu, nakli tartışmasından müstağni bırakacak bir sözdür. Zira iyi ve facirleri olmak üzere Müslümanların birleşmesi, -üzerinde bulundukları halle birlikte- şeriatı hâkim kılmak için saflarını kenetlemeyi doğru görmeyen bir kimse, söylenip dursa da şeriatın hâkim kılınmasının manasını anlamamıştır.

Mubahele talebine gelince, daha önce Adnani’ye söylediklerimi sana da söylüyorum ve Allah göstermesin senin akıbetinin de onunki gibi olması hususunda sana öğüt veriyorum: Hakların açığa çıkması ve yerine getirilmesi için yol ve yine davaların sabit olanlarıyla iftira ve yalan olanlarının açığa çıkarılması için yol, mahkemedir. Mubahele talebi ile gürültü çıkarmak, sadece evrakların karıştırılması ve velveledir.

Bitirmeden önce, belki Hüsam, kendisinin bazı celselerde bulunması benim ise bulunmamam nedeniyle eleştiride bulunabilir. Burada şunu belirtmek isterim, bu sözler benim şahsımı temsil etmemektedir. Kendi bildiklerim üzerine başkalarıyla da konu hakkında derin görüşmelerde bulundum ve yazıyla ilgili olarak şura üyelerinin görüşlerini aldım.

Son olarak, Allah’tan, sözlerimizde ve fiillerimizde hakkı araştırmak için bize hidayet etmesini, hıyanetiz etmeden emaneti yerine getirmemizi ve Müslümanları örtmesini diliyorum. Kuşkusuz O çok cömert ve çok kerimdir.

Kaynak: Mepa News

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.